Sigortanın Sesi — The Voice of InsuranceSigortanın SesiSigortanın Sesi — Sektörün Ortak Sesi
Dolar48,52Euro56,28Gram altın6.794
Güncel Haberler

Alo 193 kuruldu. Peki telefon hâlâ önce kimden geliyor?

Alo 193 kuruldu. Peki telefon hâlâ önce kimden geliyor?

SEDDK Başkanı Davut Menteş, hasar aracılığı yapan yasa dışı yapıların yaklaşık bir milyon vatandaşı mağdur ettiğini açıkladı. Beş aşamalı planın son adımı olarak kurulan Alo 193 Ortak Hasar İhbar Merkezi 1 Eylül 2026'da faaliyete geçti. Mücadele gerekli ve atılan adımlar yerinde. Ancak iki soru cevap bekliyor.

Açıklamaya göre Türkiye'de her yıl yaklaşık bir milyon üç yüz bin trafik kazası gerçekleşiyor. Bu yapılar yüz binlerce ihtilaf üretiyor ve elde edilen haksız kazancın yıllık milyarlarca lira olduğu değerlendiriliyor.

Yapıların on yıldan uzun süredir faal olduğu da belirtiliyor.

Kullandıkları yöntem şöyle aktarılıyor: Kaza ve kazazede bilgileri ele geçiriliyor, çağrı merkezleri üzerinden ısrarlı aramalar yapılıyor ve vekalet alınıyor. Ardından yapay ihtilaflar tahkime ya da mahkemeye taşınıyor.

Bunlarla mücadele edilmesi gerekiyor. Tartışmasız.

Ancak iki nokta üzerinde durmak istiyoruz.

Birinci soru: Zorunlu olmayan bir kanal nasıl önler?

Ortak Hasar İhbar Merkezi zorunlu değil. 22 Temmuz 2026 tarihli ve 2026/22 sayılı Genelge onu Güvence Hesabı, Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu ve şirketlerin doğrudan başvuru kanallarına “ek olarak” tanımlıyor. Alo 193 hattının kendisi ise aynı tarihli 21 sayılı Genelgeyle kuruldu. Her iki düzenleme de 1 Eylül 2026'da yürürlüğe girdi.

Kurum başkanının stratejisi ise şöyle: Kazazedelere bu yapılardan önce ulaşmak.

Mantık anlaşılır. Genelgenin 6'ncı maddesine göre şirket, başvuru bilgilerinin kendisine iletilmesini takip eden iş günü içinde çağrı merkezi aracılığıyla başvuru sahibine ulaşacak; tazminat için gereken belgeler, kusur tespiti, ekspertiz, tahmini onarım süresi ve değer kaybının da hesaplanacağı konusunda bilgilendirme yapacak. Vatandaş da aracıya ihtiyaç duymayacak.

Ancak aynı açıklamada şu bilgi de yer alıyor.

Bu yapılar, oluşturdukları sistemin ağlarına dahil ettikleri bilgi kaynakları vasıtasıyla trafik kazalarından saatler içinde haberdar olabiliyor.

Yarışın iki tarafı farklı hızda ilerliyor.

Aracı saatler içinde arıyor. Sistem bir iş günü içinde.

Cuma günü meydana gelen bir kazada bu fark üç güne kadar çıkabiliyor.

Ve bir soru daha var: Bilgi nereden sızıyor? Açıklamada bilgi kaynakları ifadesi geçiyor ancak bu kaynakların ne olduğu belirtilmiyor. O sızıntı kapatılmadığı sürece telefon gelmeye devam edecek.

Vatandaş merkezi bilse bile arayan kişi onu aramayı sürdürecek.

İkinci soru: Boşluk kapatılıyor mu?

Kurum başkanının açıklamasında, bu yapıların kullandığı cümle de aktarılıyor.

Sigorta şirketleri hasarlarınızı ödemez. Bize vekalet verirseniz tüm hasarınızı tahsil ederiz.

Bu cümle yanıltıcı. Ancak sorulması gereken şu: Neden işe yarıyor?

Bir iddia tamamen temelsiz olduğunda ikna etmez. İçinde tanıdık bir şey olduğunda ikna eder.

Ve burada bir gösterge var.

Tahkim rakamları

Sigorta Tahkim Komisyonu'nun 2025 faaliyet raporuna göre o yıl 758 bin 736 başvuru yapıldı ve 640 bin 926 dosya karara bağlandı.

Kararların yaklaşık yüzde 66'sında talep tamamen, yüzde 10'unu aşan bölümünde kısmen kabul edildi.

Toplamda başvuruların yaklaşık yüzde 77'si başvuran lehine sonuçlandı.

Bu oranın nasıl okunacağına dikkat etmek gerekiyor.

Tahkime giden dosyalar, uyuşmazlığa düşmüş dosyalardır; sorunsuz sonuçlanan çok sayıda dosya bu istatistiğin dışında kalıyor.

Dolayısıyla yüzde 77 oranı, tüm hasar dosyalarının değil; uyuşmazlığa düşen dosyaların sonucunu gösteriyor. Yine de bu düzeyde bir oran, uyuşmazlık halinde ilk değerlendirme ile nihai karar arasında kayda değer bir fark oluştuğuna işaret ediyor.

Ve bu fark, aracının kullandığı cümleye zemin hazırlayan unsurlardan biri olabilir.

Eylem planı bunu görüyor mu?

Kısmen evet.

Beş aşamalı planın ilk üç adımı doğrudan bu konuya bakıyor: Değer kaybı hesaplamalarının standartlaştırılması, akıllı eksper ataması ve değer kaybının ilave başvuru olmadan ödenmesi.

Bunlar yerinde adımlar.

Ancak sorulacak bir soru daha var: İlk teklif ile nihai karar arasındaki fark ölçülüyor mu?

Tahkim kararlarının yüzde 77'si başvuran lehine sonuçlanıyorsa, bu farkın büyüklüğü izlenmeyi hak ediyor. Şirket bazında ölçülüyor mu, kamuoyuyla paylaşılıyor mu?

Hangi sorun, kimin sorunu?

Burada bir adım geri çekilip bakmak gerekiyor.

Yasa dışı aracılık kimin sorunu?

Sigorta şirketleri açısından bu yapılar doğrudan bir maliyet kalemi. Yapay ihtilaflar tahkime ve mahkemeye taşınıyor, dosya sayısı artıyor, avukatlık ücretleri ve faiz yükü doğuyor.

Düzenleyici kurum açısından da bir sorun. Sistemin işleyişini bozuyor ve vatandaşın kişisel verileri hukuka aykırı biçimde ele geçiriliyor.

Peki sigortalı açısından?

Sigortalının derdi başka. Onun sorunu, hasarının karşılığını alıp alamadığı.

Aracıya vekalet veren bir sigortalı, bunu genellikle bir sorunu olduğu için yapıyor. Hasarının karşılandığını düşünen kimse üçüncü bir kişiye vekalet vermez.

Bu ayrım önemli. Çünkü yürütülen eylem planı, ihbarın nasıl yapılacağını ve kimin takip edebileceğini düzenliyor.

Ödemenin ne kadar yapılacağını ise doğrudan düzenlemiyor.

Nitekim bu tür rahatsızlıklar kamuoyunda dile getiriliyor. Aynı açıklamanın yayımlandığı bir sektör yayınının okuyucu bölümüne bırakılan bir yorum, sıkça duyulan bir şikâyeti örnekliyor:

Genelge bu soruya bir yerden dokunuyor. Şirket, başvuru sahibini bilgilendirirken tazminat alacağının Sigortacılık Kanununun ek 6'ncı maddesinde sayılanlar dışındaki yetkisiz kişilerce takip ve tahsil edilemeyeceğini de anlatmak zorunda. Yani vatandaşa “bu telefon yetkisiz” denmesi öngörülmüş durumda.

Ancak anlatmak ile ödemek ayrı şeyler. Bilgilendirme yükümlülüğü, ödenen tutar ile uyuşmazlık sonucunda belirlenen tutar arasındaki farkı kendiliğinden kapatmıyor.

Ve buradan bir soru daha çıkıyor

Beş aşamalı planın adımlarına bakalım.

Eksper hesaplamalarının standartlaştırılması, akıllı eksper ataması, değer kaybının ilave başvuru olmaksızın hesaplanması, yasa dışı aracılığa karşı genelge ve ortak ihbar merkezi.

İlk üç adım hesaplama ve süreçle ilgili. Son iki adım ise aracılıkla.

Genelge, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine aracılık ettiği işlemlere ilişkin istatistikleri üçer aylık dönemlerle Kuruma raporlama yükümlülüğü getiriyor. Ancak bu raporlama ihbar ve iletim sürecine bakıyor. Kamuoyuna açıklanan adımlar arasında, ödenen tutar ile uyuşmazlık sonucunda belirlenen tutar arasındaki farkın ölçülmesine ve izlenmesine ilişkin bir başlık görünmüyor. Böyle bir çalışma yürütülüyorsa kamuoyuyla paylaşılması, tartışmayı sağlıklı bir zemine taşıyacaktır.

Bu, planın yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Attığı adımlar gerçek sorunlara bakıyor.

Ancak sigortalı açısından bakıldığında şu soru sorulabilir: İhbar kanalı kolaylaştı, takip edecek kişi tanımlandı. Peki ödeme aşamasında ne değişti?

Bu sorunun cevabı, mücadelenin uzun vadeli başarısını belirleyecek unsurlardan biri.

Bir denge notu

Bu yazı hasar aracılığı yapan yasa dışı yapıları savunmamaktadır. Kişisel verilerin hukuka aykırı yollarla elde edilmesi ve vatandaşların ısrarlı aramalarla yönlendirilmesi ciddi bir sorundur ve bu konudaki mücadele desteklenmektedir. Yazıda hiçbir sigorta şirketi, kurum ya da kişi hedef alınmamakta; herhangi bir şirketin uygulaması hakkında değerlendirme yapılmamaktadır. Aktarılan tüm rakamlar kamuya açık resmî kaynaklara aittir. Sorularımız planın gerekliliğine değil, kapsamının genişletilip genişletilemeyeceğine ilişkindir.

Sonuç

Bir mücadele iki cephede birden yürütüldüğünde sonuç verir.

Bir yanda yasa dışı yapılar var. Onlarla mücadele başlamış durumda.

Öte yanda ise o yapıların dayandığı zemin var. Ödeme aşamasında çözülmemiş bir mesele varsa, kanal değiştirmek tek başına yetmeyebilir.

Sigortalının derdi kimin aradığı değil. Hasarının karşılanıp karşılanmadığı.

Bir sistem o soruya cevap verdiğinde, aracıya gerek kalmaz.

Biz de her iki cephenin takipçisi olacağız.

İlgili Haberler