Kaskoda pazar el değiştiriyor: Büyükler daralıyor, küçükler büyüyor — peki müşteri neye bakarak seçiyor?

Kaskoda bir yer değiştirme yaşanıyor ve bu, yalnızca bir prim tablosu meselesi değil.
Önce rakamlar, sonra bunların ne anlama geldiği.
SEKİZ AYIN TABLOSU
Türkiye Sigorta Birliği'nin Ocak-Ağustos 2026 verilerine göre kasko branşında prim üretimi 110,1 milyar TL oldu.
Nominal artış yüzde 23,8. Ancak enflasyondan arındırıldığında kasko reel olarak yaklaşık yüzde 6 küçüldü.
Aynı dönemde zorunlu trafik sigortası nominal yüzde 33,1 artarken reel olarak yüzde 1,2 büyüdü.
Sektörün tamamı ise sekiz ayda 971,8 milyar TL prim üretti; nominal artış yüzde 28,1, reel değişim ise yüzde 2,6 küçülme. Hayat dışı branşlar reel yüzde 4,6 daralırken hayat tarafı reel yüzde 9,8 büyüdü. Sağlık 179,9 milyar TL primle reel yüzde 3,6 büyüdü, yangın ve doğal afetler reel yüzde 6,2 daraldı.
"REEL" NE DEMEK, NEDEN ÖNEMLİ
Burada bir kavramı netleştirmek gerekiyor, çünkü sektördeki en çok yanlış anlaşılan başlık bu.
Nominal artış, kasadaki paranın büyümesidir. Reel değişim ise o paranın alım gücünün ne olduğunu gösterir.
Kasko priminiz geçen yıla göre yüzde 24 arttıysa ve bu sürede fiyatlar yüzde 30 arttıysa, sigortacının eline geçen para gerçekte küçülmüştür. Çünkü o parayla karşılayacağı hasar — yedek parça, işçilik, boya — yüzde 30 pahalanmıştır.
Bu yüzden "kasko çok zamlandı" algısı ile "kasko reel olarak küçüldü" verisi aynı anda doğru olabilir.
KASKO NEDEN KÜÇÜLDÜ, TRAFİK NEDEN BÜYÜDÜ
İki branş arasındaki fark, fiyatın nasıl belirlendiğinden geliyor.
Zorunlu trafik sigortasında azami prim tavanı uygulanıyor; tavan resmen ilan ediliyor ve düzenli olarak güncelleniyor. Yani primdeki artış, büyük ölçüde idari bir kararla belirleniyor.
Kasko ise isteğe bağlı bir üründür ve fiyatı serbesttir. Müşteri teklif toplar, karşılaştırır, çoğunlukla en uygun primi seçer.
Serbest fiyatlı bir üründe rekabet sertleştiğinde primler enflasyonun gerisinde kalır. Kaskodaki reel küçülmenin arkasında büyük ölçüde bu var.
KÜÇÜLME HERKESE AYNI YANSIMADI
Asıl dikkat çeken kısım burası.
TSB'nin geçici verilerinden yapılan derlemeye göre ilk 20 şirketin 10'u reel büyüme kaydederken, 10 şirketin üretimi reel olarak geriledi.
Reel büyümede Bereket yüzde 68 ile ilk sırada yer aldı; Türkiye Katılım yüzde 51, Aksigorta yüzde 29, Doğa yüzde 28, Ethica yüzde 21, Zurich yüzde 15 ve Sompo yüzde 6 büyüme kaydetti.
Tablonun özeti şu: ilk 10 şirketin ortalama reel değişimi yüzde 7 daralma, son 10 şirketin ortalama reel değişimi yüzde 17 büyüme.
Yani kaskoda pazar payı büyük şirketlerden daha küçük oyunculara doğru kayıyor.
BÜYÜMEK HER ZAMAN İYİ, DARALMAK HER ZAMAN KÖTÜ DEĞİLDİR
Bu tablo okunurken düşülen en yaygın hata, büyümeyi otomatik olarak başarı, daralmayı otomatik olarak kayıp saymaktır.
Zarar yazan bir branşta büyümek, zararı da büyütmek anlamına gelebilir. Bir şirketin portföyünü daraltması; fiyatını yükseltmesi, riskli segmentten çekilmesi ya da kârlılığı önceliklendirmesi nedeniyle olabilir. Bu bir risk yönetimi kararıdır.
Aynı şekilde hızlı büyüme de tek başına güç göstergesi değildir. Serbest fiyatlı bir üründe hızlı büyümenin en kısa yolu fiyatta agresif olmaktır. Bugün toplanan prim yeterli değilse, fatura hasar ödeme aşamasında ortaya çıkar.
Elimizdeki veri hangi şirketin hangi nedenle büyüdüğünü ya da daraldığını söylemiyor. Bunu ancak şirketlerin kendi açıklamaları gösterir.
PEKİ MÜŞTERİ NEYE BAKARAK SEÇİYOR
İşte cevabı eksik olan soru bu.
Müşteri karşılaştırma ekranında primi görüyor. Teminat farklarını, muafiyetleri ve özel şartları — poliçeyi satan aracı anlatırsa — öğrenebiliyor.
Ama "bu şirket hasarımı ödeyebilir mi" sorusunun karşılığı olan gösterge, satın alma anında önüne gelmiyor.
Bunun teknik adı sermaye yeterliliğidir ve sistemde karşılığı vardır. Sigorta ve Reasürans ile Emeklilik Şirketlerinin Sermaye Yeterliliklerinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik uyarınca şirketler sermaye yeterliliği tablosunu Haziran ve Aralık dönemleri olmak üzere yılda iki kez hazırlıyor ve bu dönemleri izleyen iki ay içinde Kuruma gönderiyor.
Yani denetim tarafında bir ölçüm var. Ancak bu ölçüm altı aylık dönemlerle yapılıyor ve sigortalıya poliçe alırken karşılaştırılabilir bir bilgi olarak sunulmuyor.
Sonuç şu: tüketici, fiyatı görebildiği ama ödeme gücünü göremediği bir pazarda tercih yapıyor.
BU BRANŞIN YÜZDE 80'İNİ ACENTE SATIYOR
Kaskoda dağıtımın ağırlığı tartışmasız.
Sekiz aylık 110,1 milyar TL primin 88,6 milyar lirası, yani yüzde 80,4'ü acente kanalından geldi. Brokerlerin payı 10,6 milyar TL (yüzde 9,6), bankaların payı 9,3 milyar TL (yüzde 8,4), merkezden üretilen prim ise 1,4 milyar TL.
Bu da şu anlama geliyor: kaskoda pazar el değiştiriyorsa, bu el değiştirmenin gerçekleştiği yer acentenin masasıdır.
Sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine göre isteğe bağlı ürünlerde satışı belirleyen üç unsur fiyatlama, teklif sayısı ve müşteriyle temas sıklığı. Üretimini artıran acentelerin müşteri talep etmeden teklif oluşturduğu, 15 yaşın altındaki araçlar için düzenli kasko teklifi sunduğu belirtiliyor. Sosyal medya reklamlarıyla potansiyel müşteriye ulaşmak da teklif toplama sürecinin parçası haline gelmiş durumda.
Kısacası reel daralma döneminde büyüyen acente, bekleyen değil teklif üreten acente.
SORULARIMIZ
Bir: Sermaye yeterliliği oranları şirket bazında, güncel ve anlaşılır biçimde kamuya açıklanabilir mi? Sigortalı, primi gördüğü gibi ödeme gücünü de görebilmeli.
İki: Hasar ödeme performansı — dosya kapanma süresi, kanuni sürelere uyum oranı, tahkime giden dosya oranı — şirket bazında yayımlanabilir mi?
Üç: Şirketlerin kaskodaki reel daralması bilinçli bir portföy kararı mı, yoksa pazar kaybı mı? Şirketler bu ayrımı açıklarsa tablo sektör için de netleşir.
Bir branşta fiyat yarışı varsa, o yarışın sonucunu prim tablosu değil, birkaç yıl sonraki hasar dosyaları gösterir.
#sigorta #kasko #acente #trafiksigortası #TSB #SigortanınSesi







