Sigortanın Sesi — The Voice of InsuranceSigortanın SesiSigortanın Sesi — Sektörün Ortak Sesi
Dolar48,52Euro56,28Gram altın6.792
Güncel Haberler
Sigorta8 Eylül 2026· Sigortanın Sesi

COP31 Antalya'ya geliyor: Sigorta Evi'nin gündeminde bir başlık eksik

COP31 Antalya'ya geliyor: Sigorta Evi'nin gündeminde bir başlık eksik

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı, COP31 kapsamında Antalya'da kurulacak “Sigorta Evi” (Insurance House) yapısının gündemini açıkladı. Başlıklar yerinde: Sigortanın iklim değişikliğindeki rolü, risk modelleri, koruma açıkları, farkındalık ve kamu-sektör işbirliği. Ancak bu başlıkların hepsi dışarıya bakıyor. Hasar frekansı yükselirken sektörün bu riski hangi kapasiteyle taşıyacağı, listede görünmüyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek.

Türkiye Sigorta Birliği ise bu kapsamda “Sigorta Evi” adıyla bir çalışma ve buluşma alanı kuruyor. Sektör temsilcilerinin toplantıları 11-12 Kasım'da, UNEP FI işbirliğiyle düzenlenecek “COP31 Küresel Sürdürülebilir Sigorta Zirvesi” ise 13-14 Kasım'da yapılacak.

Genel Sekreter Özgür Obalı, bir televizyon programında bu yapının gündemini paylaştı.

Aktarılan başlıklar şöyle: İklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında sigortacılığın rolü, iklim verilerinin ve risk modellerinin geliştirilmesi, sel ve kuraklık gibi olayların oluşturduğu koruma açıkları, sigorta farkındalığının ve kamu-sektör işbirliklerinin artırılması.

Obalı ayrıca yalnızca sigorta perspektifinden değil, farklı sektörlerden gelen temsilcilerin sigortayı merkeze koyacağı bir yapı kurgulamayı hedeflediklerini belirtti. Akademik dünya ve danışman şirketlerle işbirliği halinde olduklarını, konuşulan konuların nasıl hayata geçirileceğine ve somut çıktılara ağırlık vereceklerini vurguladı.

Bu, doğru bir yaklaşım. Özellikle koruma açığının merkeze alınması ve somut çıktı vurgusu yerinde.

Ancak bir başlık eksik

Sıralanan gündem maddelerinin ortak bir özelliği var: Hepsi dışarıya bakıyor.

Şirketlere, kamuya, farkındalığa, veri altyapısına.

Sektörün kendi taşıma kapasitesi ise listede görünmüyor.

Oysa bu, iklim riski tartışmasının en somut boyutu.

Sahadaki tablo

Önce Türkiye'de iklim kaynaklı hasarların boyutuna bakalım.

Hasar frekansı yükselirken teknik sonuçlar bozuluyor.

Küresel tabloda 2025 yılı ekonomik afet kayıpları 224-260 milyar dolar aralığında, sigortalı kayıplar ise 108-127 milyar dolar düzeyinde hesaplandı. Kayıpların yüzde 92-97'si hava kaynaklı.

Türkiye'de ise zirai don, dolu ve kuraklık, tarım sigortalarında hasarı sürükleyen başlıca etkenler oldu.

Frekans tarafında da tablo net. AFAD verilerine göre 2025'in ilk on ayında Türkiye genelinde 3 bin 35 orman yangını, 404 sel ve su baskını ile 382 heyelan olayı kaydedildi.

Ve sektörün teknik sonuçları

Şimdi bu tabloyu sektörün kendi verileriyle birlikte okuyalım.

Türkiye Sigorta Birliği'nin 2026 ilk yarı verilerine göre hayat dışı sigortalarda yatırım gelirleri hariç teknik zarar 45,3 milyar liraya ulaştı.

Bu tutar, geçen yılın aynı dönemindeki 27,1 milyar liraya göre nominal yüzde 67 artış demek.

Aynı dönemde teknik olmayan bölümden aktarılan yatırım gelirleri 121,1 milyar lira oldu. Bu gelirlerin katkısıyla teknik kâr 75,9 milyar liraya ulaştı; ancak reel olarak yüzde 14 daraldı.

Bu tespiti yapan da Birlik Başkanı'nın kendisi.

Hayat dışı sigortalarda yatırım gelirleri hariç teknik zararın 45,3 milyar liraya ulaşması ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67 artması, teknik sonuçlarımızı güçlendirmemiz gerektiğine işaret ediyor.

Yani iklim riski, sigorta sektörünün kendi teknik sonuçlarında zaten görünür durumda. Frekans yükseldikçe teknik zarar da büyüyor.

Riskin niteliği de değişiyor

Burada az konuşulan bir kavram var: İkincil tehlikeler.

Sektör basınına yansıyan bir değerlendirmede bu şöyle tanımlanıyor: Büyük deprem ya da mega kasırga gibi nadir ama yıkıcı olayların dışında kalan; dolu, ani sel, şiddetli konvektif fırtına ve orman yangını gibi daha sık görülen tehlikeler.

Bu tehlikelerden doğan kayıplar iki binli yılların başından bu yana sigortalı tarafta altı, ekonomik tarafta üç kat arttı. Son beş yılın ortalaması yıllık 160 milyar dolar ekonomik, 73 milyar dolar sigortalı kayıp.

Türkiye'de risk genellikle deprem üzerinden düşünülüyor. Bu doğru; deprem sistemin ana stres testi olmaya devam ediyor.

Ancak yıl içine yayılan çok sayıda orta ölçekli olayın portföy üzerindeki birikimli etkisi ayrı bir mesele.

Ve bu, doğrudan operasyonel kapasite sorunu. Aynı değerlendirmede şöyle deniyor: Frekans yükseldikçe hasar yönetim kapasitesi, eksper organizasyonu, servis ve tedarik zinciri planlaması ile bölgesel limit tasarımı yeniden kurgulanmak zorunda kalıyor.

Peki reasürans bu soruyu çözer mi?

Burada akla gelen ilk cevap reasürans olabilir.

Ancak üç noktaya dikkat etmek gerekiyor.

1. Reasürans bedelsiz değildir.

Hasar frekansı arttıkça reasürans maliyeti de artıyor. Ve bu maliyet yerel fiyatlamaya yansıyor.

Nitekim ocak ayında sektör basınına yansıyan bir değerlendirmede şu ifade yer alıyordu: Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor.

2. Reasürans döngüseldir.

Bugün küresel reasürans piyasasında kapasite bol, fiyatlar aşağı yönlü ve alıcı lehine bir dönem yaşanıyor.

Ancak sekiz ay önce tam tersi konuşuluyordu. Ocak ayında sektörde küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşmadan, katastrofik risklerde limitlerin yeniden tanımlanmasından, daha yüksek muafiyet ve katılım paylarından söz ediliyordu.

Yani bugünkü bolluk konjonktürel. Büyük bir afetin ardından tablo tersine dönebilir.

3. Reasürör de seçici davranır.

Kapasite verilirken şartlar konuluyor: Daha yüksek muafiyet, daralan kapsam, bölgesel limitler, koşullu teminatlar.

Bu nedenle reasürans, taşıma kapasitesini artırır ancak sınırsız hale getirmez.

Sonuç olarak reasürans var demek, kapasite sorusunu cevaplamıyor. Yalnızca erteliyor.

Neden bu soru önemli?

Çünkü sigorta, iklim riskini yönetmesi beklenen kurumların başında geliyor.

Bir işletme iklim riskine karşı stratejisini kurarken sigortaya güveniyor. Tesisini, ürününü, tedarik zincirini sigortalıyor.

Ancak sigorta bu riski taşıyabildiği ölçüde bu işlevi görebiliyor.

Teknik sonuçlar bozulduğunda ise iki şey oluyor: Ya prim artıyor, ya teminat daralıyor. Bazen ikisi birden.

Uluslararası örnekler bunu gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Kaliforniya ve Florida gibi eyaletlerde büyük sigorta şirketleri yeni konut poliçesi yazmayı durdurdu.

Bir denge notu

Bu yazı, Insurance House çalışmasını ya da belirlenen gündemi eleştirmiyor. Aksine, koruma açığının merkeze alınması ve somut çıktı vurgusu, sektör açısından değerli bir yaklaşımdır. Yazının işaret ettiği nokta şudur: Gündeme bir başlık daha eklenirse tartışma tamamlanır. O başlık da sektörün kendi taşıma kapasitesidir.

Sonuç: Somut çıktı için doğru soru gerekiyor

Obalı, konuşulan konuların nasıl hayata geçirileceğine ve somut çıktılara ağırlık vereceklerini belirtti.

Bu, bu sayfalarda sürekli dile getirdiğimiz bir ihtiyaç. Kurulan yapıların sonucu ölçülmediğinde, tartışma kendini tekrar ediyor.

Ancak somut çıktı için önce doğru sorunun sorulması gerekiyor.

Ve bize göre o soru şu: Hasar frekansı artarken sigorta sektörü bu riski hangi kapasiteyle taşıyacak?

Bu sorunun cevabı, koruma açığı tartışmasının da temelini oluşturuyor.

Çünkü koruma açığını kapatmak, daha fazla poliçe satmakla başlıyor. Ancak o poliçelerin arkasındaki taşıma gücü aynı hızda büyümezse, açık yalnızca yer değiştirir.

Teminat vaadi, onu verenin gücü kadar geçerlidir.

Biz de bu sorunun COP31 gündemine girip girmeyeceğinin takipçisi olacağız.

İlgili Haberler