Her on evden dördünde DASK yok. Peki poliçesi olan tam ödeme alıyor mu?

Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, Orta Vadeli Program değerlendirmesinde 2023-2026 döneminde deprem harcamalarının 5,4 trilyon liraya, yaklaşık 104 milyar dolara ulaşacağını paylaştı ve Zorunlu Afet Sigortası'nın kapsamının genişletilmesini öne çıkardı. Kapsam genişlemesi doğru bir hedef. Ancak koruma açığının iki katmanı var ve ikincisi daha az konuşuluyor: Teminat tutarı ile fiili yapım maliyeti arasındaki fark.
Birlik Başkanı'nın değerlendirmesi, sektörün odaklanması gereken alanlara dair önemli tespitler içeriyor.
Bir cümle özellikle dikkat çekici.
Sektörün önümüzdeki dönemde enflasyon kaynaklı nominal prim artışından reel büyümeye, prim tutarından poliçe ve sigortalı sayısının artırılmasına, finansal gelirlerden sürdürülebilir teknik kârlılığa daha fazla odaklanması gerekiyor.
Bu üç başlık, bu sayfalarda uzun süredir üzerinde durduğumuz konularla örtüşüyor. Aynı tespitin Birlik düzeyinde dile getirilmesi, tartışmanın ortak bir zemine oturduğunu gösteriyor.
Değerlendirmede afet risklerine ilişkin veriler de paylaşıldı. 2023-2026 döneminde, 2026 yılı fiyatlarıyla deprem harcamalarının 5,4 trilyon liraya, yaklaşık 104 milyar dolara ulaşacağı; toplam harcamanın ise yaklaşık 116 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. 2027 için de yaklaşık 10 milyar dolarlık ilave harcama öngörülüyor.
Ve Zorunlu Afet Sigortası'nın kapsamının genişletilmesi, Birliğin öne çıkardığı başlıklar arasında yer alıyor.
Bu, yerinde bir hedef. Ancak tabloyu tamamlamak için iki veriye daha bakmak gerekiyor.
Birinci katman: Sigortalılık oranı
Doğal Afet Sigortaları Kurumu Genel Sekreteri Balkır Demirkan'ın ağustos ayında paylaştığı verilere göre Türkiye'de zorunlu deprem sigortasında sigortalılık oranı yüzde 58. Sigortalı konut sayısı 11 milyon 723 bin.
Yani her on konuttan dördü kapsam dışında. Bölgesel dağılımda en yüksek oran yüzde 65 ile Marmara'da; onu yüzde 64 ile Doğu Anadolu ve yüzde 63 ile Güneydoğu Anadolu izliyor. Ege ve Akdeniz yüzde 59, İç Anadolu yüzde 51. En düşük oran yüzde 45 ile Karadeniz'de. Demirkan'ın ifadesiyle yüzde 58 kurum için yeterli değil; kanunda yazılı hedef yüzde 100.
Bu, koruma açığının bilinen ve sıkça konuşulan tarafı.
İkinci katman: Ödenen tutar
Şimdi daha az konuşulan tarafa bakalım.
Aynı açıklamada Kahramanmaraş depremlerine ilişkin bir veri daha var.
Kahramanmaraş depremleri yaklaşık 104 milyar dolarlık finansal zarara yol açtı. Bunun yaklaşık 5,5 milyar dolarlık bölümü sigorta sektörü tarafından karşılandı; 1,6 milyar doları DASK'tan ödendi. DASK dokuz ayda 540 bin dosya işleme aldı ve toplam 39 milyar lira ödeme yaptı.
Yani toplam zararın yaklaşık yüzde 5,3'ü sigortadan karşılanmış.
Sigortalılık oranı yüzde 58. Ancak karşılanan zarar oranı yüzde 5,3.
Bu oranı doğru okumak gerekiyor.
104 milyar dolarlık zarar yalnızca konutlardan oluşmuyor. İçinde altyapı, sanayi tesisleri, kamu binaları, ticari kayıplar ve üretim durması gibi kalemler de yer alıyor. Zorunlu deprem sigortası ise yalnızca konutun bina yapısını kapsıyor. Dolayısıyla iki rakam doğrudan karşılaştırılabilir nitelikte değil.
Yine de asıl soru duruyor: Konut zararının ne kadarı sigortadan karşılandı?
Bu rakam kamuya açık kaynaklarda ayrıştırılmış biçimde yer almıyor. Oysa koruma açığının gerçek büyüklüğünü gösterecek gösterge tam olarak budur.
Teminat tarafında ne oluyor?
Kapsam farkı bir yana, teminat tutarı da ayrı bir başlık. Ve daha az konuşuluyor.
Zorunlu deprem sigortasında ödenecek tutar iki unsurla belirleniyor: Metrekare birim bedeli ve tenzili muafiyet.
Metrekare bedeli, yapı tarzına göre değişiyor ve aylık olarak üretici fiyat endeksine göre güncelleniyor. Muafiyet ise her hasarda sigorta bedelinin yüzde 2'si oranında uygulanıyor.
Bir hesap yapalım
Eylül 2026 tarifesi üzerinden basit bir hesap, ikinci katmanı somut biçimde gösteriyor.
1 Eylül 2026 tarifesine göre betonarme yapılarda metrekare bedeli 11 bin 737 lira. Bir önceki ay bu bedel 11 bin 562 liraydı; üretici fiyat endeksindeki aylık yüzde 1,52'lik artışla güncellendi.
Yüz metrekarelik bir konut için sigorta bedeli: 100 çarpı 11 bin 737, yani 1 milyon 173 bin 700 lira.
Buradan her hasarda uygulanan yüzde 2 tenzili muafiyet düşülüyor: 23 bin 474 lira.
Tam hasar durumunda ödenebilecek tutar: yaklaşık 1 milyon 150 bin lira. Azami teminat ise 2 milyon 488 bin 318 lira; yani bu büyüklükteki bir konut tavanın çok altında kalıyor.
Bu tutarın yeterli olup olmadığı, konutun yeniden yapım maliyetine bağlı. O maliyet bölgeye, yapı standardına ve inşaat fiyatlarına göre değişiyor ve kamuya açık kaynaklarda DASK bedeliyle karşılaştırmalı biçimde yayımlanmıyor. İşaret ettiği mesele ise geçerli: Ödenen tutar ile fiili yapım maliyeti arasında bir fark oluşabiliyor.
Teminatlar aylık olarak üretici fiyat endeksine göre güncelleniyor. Bu, enflasyon karşısında koruma sağlıyor.
Ancak inşaat maliyetleri üretici fiyat endeksinden farklı bir hızda artabiliyor. Ve arada oluşan fark sigortalının üzerinde kalıyor.
Peki bu ne anlama geliyor?
Koruma açığı iki katmanlı bir sorun.
Birinci katman görünür: Sigortasızlık. Konutların yüzde 42'si kapsam dışında.
İkinci katman ise ancak hasar anında ortaya çıkıyor: Sigortalı olan kişinin de zararı tam karşılanmıyor.
Ve ikinci katman daha sinsi. Çünkü kişi kendini korumada sanıyor. Poliçesi var, primini ödemiş. Ancak hasar gerçekleştiğinde ödenen tutarla yeniden yapım maliyeti arasındaki farkı kendisi kapatmak zorunda kalıyor.
Kapsam genişlemesi bunu çözer mi?
Zorunlu Afet Sigortası'na geçiş, sel, kuraklık, orman yangını ve heyelan gibi riskleri de kapsayacak.
Bu, birinci katmanda iyileşme sağlar. Daha fazla risk teminat altına alınır.
Ancak ikinci katman için aynı şeyi söylemek zor.
Çünkü teminat tutarı ve muafiyet yapısı değişmezse, ödenen tutar ile gerçek maliyet arasındaki fark devam eder.
Hatta kapsam genişledikçe prim artacağı için, sigortalılık oranı üzerinde baskı bile oluşabilir.
Üç soru
1. Teminat tutarı yeniden yapım maliyetini karşılıyor mu?
Metrekare bedelleri aylık güncelleniyor. Ancak bu bedellerin fiili inşaat maliyetiyle karşılaştırmalı bir analizi kamuya açık değil.
Bir konutun DASK bedeli ile aynı konutun yeniden yapım maliyeti arasındaki fark düzenli olarak ölçülüyor mu?
2. Muafiyet oranı gözden geçirilecek mi?
Yüzde 2 tenzili muafiyet, tam hasar durumunda dahi uygulanıyor. Yüz metrekarelik bir konutta bu, 23 bin 474 liralık bir kesinti anlamına geliyor.
Küçük hasarlarda muafiyetin işlevi anlaşılabilir. Ancak tam hasarda aynı oranın uygulanması tartışılmayı hak ediyor.
3. İhtiyari deprem sigortası neden yaygın değil?
Azami teminatı aşan zararlar için sigorta şirketleri ihtiyari deprem sigortası sunabiliyor. Bu ürün, açığı kapatmak için tasarlanmış durumda.
Ancak yaygınlığı sınırlı. Ve bu ürünün varlığından haberdar olan sigortalı sayısı da az.
Burada acentenin rolü öne çıkıyor. Çünkü bu farkı anlatacak taraf, poliçeyi düzenleyen kişi.
Sonuç: İki katman birlikte ele alınmalı
Kamu tarafında 2023-2026 için 116 milyar dolarlık bir harcama tablosu var. Geçmişte yaşanan depremde ise zararın yalnızca yüzde 5,3'ü sigortadan karşılanmış durumda.
Kapsamın genişletilmesi doğru bir hedef. Daha fazla risk teminat altına alınmalı.
Ancak kapsam tek başına yeterli değil.
Bir kişi sigortalı olduğu halde zararının büyük bölümünü kendi karşılıyorsa, o poliçe koruma vaadini tam olarak yerine getirmiyor demektir.
Ve bu durum, sigortaya duyulan güveni de etkiler.
Zorunlu Afet Sigortası'na geçiş süreci, bu iki katmanın birlikte ele alınması için bir fırsat sunuyor.
Biz de bu sürecin takipçisi olacağız.






